Organic Intelligence Bölüm 1

İlke 1, Bölüm 1: “Yanlış olan Nedir ve OI Bağımlılık Modeli (Travma)”

 

Özet: İlke #1: “Fizyolojiyi kullanarak travma ile çalışmak değil; travmayı kullanarak fizyoloji ile çalışmak”: Bu makale, travma terapisinin bir dalı ve Organic Intelligence® hakkında tarihsel bağlamda kısa bir özet sunar. Travma terapilerinin yetersizliklerini tarihsel, sosyal ve biyolojik olarak ele almak gerekir. Bilimin karmaşıklığa dair sunduklarından bağımsız bir şekilde biyolojiyi anlamadan çalışmak, OI’nin çözdüğü en temel sorundur.

Bu makalede özet olarak sunulmuş pek çok bilgi bulacaksınız. Bu bilgilerden ve diğer blog yazılarımızdan olabildiğince faydalanabilmek için, Twitter sayfamızı takip edin ve https://twitter.com/StevenHoskinson adresinde yayınlanan güncel blog yazılarımızdan temel kavramları inceleyin. Eğer bu bilgileri faydalı bulursanız, bizimle iletişime geçin ve düşüncelerinizi paylaşın!

Fizyolojiyi kullanarak travma ile çalışmak değil; travmayı kullanarak fizyoloji ile çalışmak (Bölüm 1):

Neredeyse 40 yıl önce, insanın potansiyeli hareketine dair pek çok fikrin birbiriyle buluştuğu bir dönemde, interosepsion (bedenin içindeki uyaranlara dair hassasiyet) veya somatik (bedensel) farkındalık yöntemini kullananların başını çektiği, psikolojik travmaları farklı bir şekilde ele alan yeni bir bakış açısı doğdu. Esalen Enstitüsü’nde ve San Francisco bölgesinde, Charlotte Selver, Ida Rolf, Alexander Lowen ve Fritz Perls gibi pek çok araştırmacının öğretileri, (travma terapisine?) bedeni dahil eden yaklaşımları desteklemeye başladı. Özellikle, Doğu-Batı entegrasyonunun en etkileyici öncülerinden olan, ama görece daha az bilinen G.I. Gurdijeff, bu alana hareketlilik kattı. Gurdijeff, Seekers After Truth (Gerçeğin Peşinden Gidenler – GPG)’le olan bağlantıya atıfta bulunmuştu.

Benzer şekilde, önde gelen Gestaltçılardan biri olan Şili’li seçkin psikiyatrist ve Enneagram öncüsü Dr. Claudio Narajo’nun bu alandaki etkisi çok büyüktü. Almaas, Kornfield, Levine ve buna benzer diğerleri gibi bugünün hatırı sayılır isimlerinden pek çoğu Naranjo’nun o zamanki öğrencileriydi (Naranjo’nun uluslararası öz-keşif eğitimleri de SAT olarak bilinir). Peter Levine’ın ve önceleri beraber çalıştıkları Pat Ogden’in (Sensorimotor Psikoterapi, Hakomi) çalışamaları, içeriklerinin pek çoğunu bu eski isimlere, özellikle de Levine’ın meşhur hocası, Richard (Dick) Olney’e borçludur. (Olney’in çalışmalarına dair bir incelemeyi http://www.patternplaymath.com/aliveandreal/index.html adresinde bulabilirsiniz). Olney’in Kendini Kabul Terapisi (KKT) (Self Acceptance Therapy-SAT) adını verdiği öğretisi, Levine’ın Somatic Deneyimleme (SD) ve Ogden gibi diğer SD’cilerin yaklaşımlarındaki kilit kavramlara temel oluşturdu.

Bu yaklaşımlar artık ana akım PTSD (Travma Sonrası Stres Bozukluğu Hastalığı) tedavilerinde daha çok kullanılmaya başlandı. ISTSS, IVAT, LifeSpan Learning (Marion Solomon), ve Trauma Center (Bessel Van Der Kolk) gibi özel ve profesyonel organizasyonlar tarafından sponsorlanan konferanslarda, araştırmaları takip eden klinisyenlerle etkileşimler sonucunda pek çok entellektüel alışveriş gerçekleşti.

Travma terapisine dair temel olarak öne sürdüğüm paradigma değişikliği, odağı daha önce ‘eventocentrism’ yani ‘olay-odaklılık’ adını verdiğim şeyden başka bir yöne doğru almak. Organic Intelligence (OI)’ın klinik protokolü, bir sistem bakış açısıyla bakarak, terapide yanlış olan şeyin, yanlış olan şeye ve travmanın kendisine dair olan odaklanma olduğunu ileri sürer. Aslına bakılırsa, ızdırabın kaynağı ve hangi bağlam içinde geliştiği, ve sonrasında gelen ve gözle görülebilir olan semptomlar, temelde travmatik olaylar sonucunda gerçekleşmezler.

Mevcutta gözlemlediğimiz bireysel ve toplumsal çözünmeyi anlamak için, kutuplaşma, kolonileşme, büyük çaplı şiddet olayları, ve homo sapienlerin atalarına ait olan ve doğal olan çevrelerinden sürgün edilmelerini analize dahil eden daha büyük bir bakış açısına ihtiyacımız var. Şu anda insan ailesi, kendi kabilesini arayan bir insan kabilesi olmuştur. İnsan olarak biyolojimiz, avcı-toplayıcılar olarak yaşadığımız doğal ve sosyal çevreye kusursuz bir şekilde uyumlanmıştı. İnsanların “yuva yapma” ve çevrelerini manipüle etme ve yeni çevreler yaratma yeteneği (yapılaşma, elektrik ışığı, plastik sandalyeler, vb) bizi bir ‘Nemo an’a getirdi, ve bunun sonucu olarak şu an kaza eseri kendi kendimize getirdiğimiz evcilleşmeye biyolojilerimizin adapte olamayışından ötürü acı çekiyoruz. Medeniyetin kovanına sıkışıp kaldık, ve geri getirilemeyen bir geçmişe yönelik bir sızı içerisindeyiz. Tüm bunlara bir de travma olarak bildiğiniz şeyi ekleyin. Diğer bir değişle, insanların temel dayanıklılıkları artık tehdit altında, ve travma sadece buzdağının görünen yüzü.

(OI’nin sunduğu) bu sosyal öğrenme ve sistem yaklaşımı, işlevsellik düzeyi üzerine kurulu klinik değerlendirme geleneğine meydan okuyor. Doğal olmayan bir sisteme kolaylıkla adapte olabilen kişiler gerçekte ne kadar işlevseldir? Bunun yerine OI, işlevselliği davranışsal ve biyolojik bütünlüğe dair işaretler aracılığıyla değerlendirir ve tedavi sonuçlarını (memeli) insanın kriterlerine dayanarak ölçümler: ne kadar şefkatli, ne kadar ilişkili, ne kadar empatik, kabile yaşamına karşı ne kadar sorumlu, ve ne kadar sevecen?

OI protokolü karmaşıktır çünkü insan biyolojisi de muazzam karmaşıklıktadır ve gerekli gözlem yetkinliğine ulaşabilmek yönlendirme ve pratik ister. Ancak, OI araçları ve öğretme teknikleriyle beraber dünyanın pek çok yerindeki öğrencilerim biyolojik bütünlüğü başarılı bir şekilde yeniden oluşturmayı öğrendiler. Bunun sonucunda ‘travma’nın ötesinde, tetikleri etkisizleştirmenin, duygusal boşalımın, yeniden çerçevelendirmenin, ve yüksek yoğunluklu ortaya çıkarma protokollerinin ötesinde, bu karmaşık sistemin çözülmesine dair oldukça başarılı bir iş çıktı. (orjinali: The result is good work with complex system disorganization — beyond “trauma,” beyond de-potentiating triggers, emotional discharge, reframing, or high intensity exposure protocols.)  OI doğrudan doğal olarak oluşan fizyolojik durumlarla çalışır, bu da bir takım kriterler ışığında yönlendirilen bir serbest çağrışım çerçevesinde gerçekleşir. Danışan bir terapist tarafından veya kendi zihninde ‘problemin’ ne olduğuna dair (şok travması, gelişimsel travma, utanç vb. gibi) birtakım yargılar tarafından yönlendirildiğinde, “doğal olarak oluşan”, gerçekleşmez.

Doğru koşullar altında, karmaşık biyolojik sistemler kendi kendilerini düzenleyebilirler. Bu kendini düzenlemenin işlevsel olmayan bir sistem içerisinde bir başarı gibi gözükmeyebileceğini daha önce de görmüştük. Mazoşist bir işkolik olarak, veya klasik anlamda yedi ölümcül günah diye adlandırılan şeylerin peşinde başarılı bir şekilde koşarak ortaya çıkmayacak bu. Aslında, biyolojik çözülme (disintegration?) tam olarak da bu hastalıklı uğraşın peşinde ortaya çıkar çünkü onlar bağımlılık yaratırlar ve yoğundurlar. Bir bağımlılık modeli olarak OI’ye göre, modern hastalığın kalbinde yatan şey yoğunluğa olan bağımlılık ve duyarsızlıktır. Bu bağımlılık, travmanın beyindeki duman dedektörünü (amigdala) yanıltmasıyla beraber atağa kalkar ve bu yanlış işleyiş dikkati “neyin yanlış olduğuna dair” bir araştırmaya doğru yemler.

Bu yemleme, kendi kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşür, çünkü bu nahoş hayatta kalma uyarılmışlığı bir şekilde doyurulmalıdır. Bu da yanlış giden şeyi aramaya odaklanan dikkate malzeme yaratacak bir şey bularak veya uydurarak olur. Pozitif düşünmeye dair çaba göstermek olumsuz düşünmekten daha iyidir, ancak bu amigdalanın hayatta kalmaya odaklı dilini konuşmaz. Hatta bu tarz olumlu düşünme çabaları genellikle hayatta kalmaya dair gündemi canlı tutarlar: “Olumlu veya doğru düşünmeliyim yoksa yanlış olan her neyse beni ele geçirir!” Bu düşünce şekli hala “Yanlış Olan Nedir?”e odaklanmış olan dikkat tarafından yönetilir. Bu da temel olarak hiç değişmeden kalan stres seviyeleri ve travma fırtınasının girdabından kurtulmak için bitmek bilmeyen debelenmelerden oluşan sonsuz bir kısır döngüye neden olur.

Bir sonraki bölüm olan Bölüm 2’de, bu konuda neler yapabileceğimiz konusunda Organic Intelligence’tan yardım alacağız.

*Hayat enerjisini emen ve bağımlılık yaratan 7 uğraş: şehvet, oburluk, açgözlülük, tembellik, öfke, kıskançlık, kibir.

 

Tenet 1, Pt. 1, “What’s Wrong and the OI Addiction Model (Trauma)”

3 MONTHS AGO | BY STEVEN HOSKINSON

Summary:   Tenet #1: “Working the physiology using trauma, not working the trauma using physiology”: This article gives a brief survey of the historical context of one branch of trauma therapy and Organic Intelligence®. The shortcomings of trauma therapy are historical, social, and biological. The failure to understand the biology from the well-established science of complexity is the main problem solved by OI.

This article is densely packed with information. To receive full benefit from these and our other blogs, prime yourself by subscribing to our Twitter page and get the key concepts from current blogs rolled out in meditation-worthy bits: https://twitter.com/StevenHoskinson. If you find this information uniquely useful — be in touch, and let me know what you think!

Working the physiology using trauma, not working the trauma using physiology (Part 1):

Nearly 40 years ago, from the melting pot of the human potential movement, a new tack on psychological trauma was heralded by those using interoception, or somatic awareness. At Esalen Institute and the San Francisco Bay area numerous teachings supported body-inclusive approaches, including the work of Charlotte Selver, Ida Rolf, Alexander Lowen, and also Fritz Perls. In particular, the field was stirred by the lesser-known, but most influential work of a proponent of East-West integration, G.I. Gurdjieff, who cited connection with Seekers After Truth (SAT).

Likewise, one of the main Gestaltists, the eminent Chilean psychiatrist and Enneagram pioneer, Dr. Claudio Naranjo’s influence in that field is vast, having pupils from that era including now notable figures including Almaas, Kornfield, Levine, etc. (Naranjo’s international self-discovery trainings are also known as SAT). Peter Levine’s work, and that of his early collaborator Pat Ogden (Sensorimotor Psychotherapy, Hakomi) owes much of its structure to these early influences, and in particular to Levine’s seminal teacher, Richard (Dick) Olney. (See a compendium of Olney at http://www.patternplaymath.com/aliveandreal/index.html). Olney’s teaching, called Self Acceptance Therapy (SAT), contains the foundational approaches and core concepts later explicated in Levine’s Somatic Experiencing® and SE affiliates (Ogden, etc.).

These approaches themselves are entering more into the mainstream of PTSD treatment. The interaction with research-guided clinical proponents has created important intellectual cross-pollination, which occurs in conferences like those sponsored private and professional organizations like ISTSS, IVAT, LifeSpan Learning (Marion Solomon), and the Trauma Center (Bessel Van Der Kolk).

The essential paradigm shift I’m proposing for trauma therapy is to shift focus from what I have elsewhere described as “eventocentrism.” The Organic Intelligence (OI) clinical protocol suggests that, from a systems perspective, what’s wrong with therapy is the focus on what’s wrong — including the focus on trauma. In fact, the source and context for suffering and symptoms, as observable phenomena, are not primarily traumatic events.

The context for current individual and social disintegration must be found in a larger analysis of polarization, colonization, large-scale violence, and the exodus of homo sapiens from our aboriginal ancestral environments. The human family is now a tribe of people looking for their tribe. Our human biology was uniquely synced into the natural and social environment as hunter-gatherers. Humans’ abilities to “nest,” and manipulate and create their environment (i.e. housing, electric light, plastic chairs, etc) has landed us in a “Nemo moment,” and we suffer as a species from our biology’s maladaptation to our accidental self-inflicted domestication. We are caught in the hive of civilization, with the ills and aches to return to a past which cannot be retrieved. And then, add to this what is known as trauma. In other words, humans’ basic resiliency is compromised, and “trauma” is just the tip of the iceberg.

“The human family is now a tribe of people looking for their tribe.”

This social learning and systems perspective challenges the practice of clinical assessment based on level of functioning. How functional are those who adapt readily into an unnatural system? OI instead assesses functioning through signs of behavioral and biological coherence, and assesses treatment outcomes according to criteria of (mammalian) humanity: how compassionate, how relational, how empathic, how responsible to the tribe of life, how loving?

The OI protocol is complex because the human biology is wondrously complex and the required level of observation takes coaching and practice. However, with OI tools and teaching techniques my students around the world have learned to successfully reinforce biological coherence. The result is good work with complex system disorganization — beyond “trauma,” beyond de-potentiating triggers, emotional discharge, reframing, or high intensity exposure protocols. OI is known for working directly with naturally occurring physiological states, which requires a criteria-informed structured free association conversation framework. “Naturally occurring,” doesn’t happen when the client is being directed by the therapist, or by their own preconceived agenda on what “the problem” is: shock trauma, developmental trauma, shame, etc.

Under the right conditions, complex biological systems can be self-organizing. We have already seen that this self-organization may not look like success in a dysfunctional system. It will not appear as the masochistic workaholic, or the successful pursuit of what are classically called the web of the seven deadlies.* In fact, biological disorganization shows up in these ill pursuits because they are addictive — and intense. Organic Intelligence, as an addiction model, characterizes the heart of the modern malady as addiction and insensitivity to intensity. This addiction is turbo-charged by the way trauma fouls the smoke-detector of the brain (the amygdala), and its malfunction primes the attention to search for “what’s wrong.”

This priming becomes a self-fulfilling prophecy, because that unpleasant survival arousal must be quenched — by finding or making up something that then becomes the source of this “what’s wrong” attention. Efforts at positive thinking are better than negative thinking, but they won’t speak the language of the survival-oriented amygdala messaging; in fact, such positive thinking efforts often serve to keep the survival topic alive: “I have to think right because otherwise ‘what’s wrong’ will take over.” The agenda is still being run by the What’s Wrong attention. This creates a damning cycle of fundamentally changeless levels of distress, and exhausting attempts to escape the trauma vortex.

In the next section, Part 2, we’ll look at a helpful alternative from Organic Intelligence.

* The seven life-sucking and addictive pursuits: lust, gluttony, greed, sloth, wrath, envy, and pride.