Nörobiyoloji

Steven Hoskinson ile Somatik Deneyimleme Üzerine Bir Söyleşi
Sadece semptomların yokluğu ile ilgilenmiyoruz; ilgimiz aynı zamanda yaşama kendini daha fazla açabilmek…

 

Bu görüşme Anthony “Twig” Wheeler, SEP, tarafından yapılmıştır

 

Twig: Steve, Somatic Experiencing® (SE) nedir, nasıl ortaya çıktı? Danışmanlık yapan uzmanlar için faydalı, özgün araçlar sunduğunu söylüyorsun, neden? Ve geleneksel eğitim almış danışmanlar için ne ölçüde kullanılabilir bir çalışma?

Steve: Bunların tümü de çok önemli bir konu üzerine harika sorular Twig, çünkü etkili bir terapi yöntemi olarak SE’nin özgün araçlar sunduğuna inanıyorum.

Bu araçlar en yeni nörobilim ve travmatoloji bilimsel araştırmalarından yoğun şekilde beslendiği için bu araçların kullanılabilirliği konusunda bazı soru işaretleri doğuyor.  Bu konuyu ayrıştırmama izin ver. SE’nin çözüm getirmek için odaklandığı en önemli ana konu, kognitif ve konuşmaya dayalı terapi süreçlerinin aşırı hakimiyeti altında; ancak Bessel van der Kolk gibi araştırmacıların çalışmalarından biliyoruz ki kognitif ve sözel terapi süreçleri sorun yaşayan bireylerin esenlik ve sağlığının yeniden kurulmasını kolaylaştırmada ikincil öneme sahipler.

Birincil öneme sahip olan şeyin sinir sisteminin temelden düzenlenmesi olduğu ortaya çıktı. Ve bu nedenle sinir sistemi ile çalışmak SE’de bizim esas ve öncelikli hedefimiz. Eğitimimiz, danışmanlara düzensiz çalışan bir sinir sistemine, dengeli işleyişine yeniden dönebilmesi için doğuştan sahip olduğu kendi kapasitesini fark edebilmesini ve bu kapasiteye izin verebilmesini sağlayan gerekli koşulları yaratmayı öğretmek üzere tasarlandı.

Twig: Beden merkezli terapi ya da psikoterapi yöntemleri üzerinde klasik eğitim almış terapistler bunu uygulayabiliyor mu?

Steve: Ortalama bir danışman, gözleme yönelik beceriler geliştirmek ve ardından yaptığı bu gözlemleri, onları yorumlamak için kullanılan spesifik bir şemaya yerleştirmek üzere eğitilir. Bu gözlemler için biz farklı bir şema sunuyoruz, insan organizmasının biyolojik mirası ve evrimsel gelişimi açısından çok daha mantıklı bir şema. Danışmanların çok yetenekli gözlem becerilerini daha çok ‘türümüzün evrimsel gelişimi içinde türemiş yapılara’ özellikle de davranışlar aracılığıyla sergilenen, sinir sisteminin “evreleri” ya da “programları”‘na odaklamalarını istiyoruz.

Twig: O zamanşöyle söyleyebilir miyiz;danışmanlarsinir sistemi paradigması farkındalığını çalışmalarıyla bütünleştirdiklerinde bu paradigmadan faydalanmak üzere zaten sahip oldukları becerileri kullanabilirler.

Steve: Evet. Kesinlikle. Ve hatta, çalışma sırasında danışman diğer kişide neler olduğunu gözlemlerken aynı zamanda kendi tepkilerinin nasıl şekillendiğini de doğru şekilde yorumlamalıdır. Ve o zaman işte, her iki tarafın tepkilerini biyolojik paradigma içinde daha doğru şekilde değerlendirmek çok daha anlamlı klinik bilgiler sağlar. Bu, birçok yönden önemli ölçüde daha bilimsel bir yaklaşım olmakla birlikte aynı zamanda bir hissiyat yaklaşımıdır da.  Bilimsel yönü ile ilgili olarak SE, Oedipus kompleksi ya da terapide rastlanan diğer mitolojik temalar gibi teori ile işleyen bir yaklaşım değildir. Aksine temelleri psiko-biyolojik ilkeler üzerine kurulu ve sinir sisteminin ölçülmesine dayanan ve ayrıcainsan organizmasının işleyişini klinik açıdan anlamaya meraklı daha bilimsel temeller üzerinde oluşturulmuş bir yaklaşımdır.

Twig: Daha çok geleneksel teoriyle yönlendirilmiş bir geçmişi olan okuyucularımız için bu farkı açıklayacak bir örnek verebilir misin?

Steve: Tabii. Mesela, SE’de, sinir sisteminde işleyen ana programlar üzerinden konuşuruz. Bu programlar ‘saldır – kaç’ davranışlarını düzenleyen sempatik sistem gibi sinir sisteminin farklı unsurları tarafından oluşturulur. Bu program genel olarak tehlike anında harekete geçen bir tepki mekanizmasıdır. Bir de diğer programları düzenleyen parasempatik sistem vardır ve birbirinden çok farklı iki programın işletilmesinden sorumludur; bunlardan yeteri kadar güvende hissettiğimizde işleyen bir tanesi, rahatlamış ve huzur içinde olmamızı sağlar ve sosyal bağ kurmadan sorumludur, diğeri ise aşırı bir tehdit algısı sonucu devreye giren ve hareketsiz kalma ya da donma tepkilerinden sorumludur. Hareketsizleştirme sistemi, travma tepkileri ile çalışırken, çalışmanın ana unsuru, merkezidir, çünkü kopma (ayrışma)/disosiyasyon semptomlarının büyük çoğunluğuna neden olan şey, büyük ölçüde çözümlenmemiş donma tepkisidir. Bu farklı programların, ‘sosyal bağ kurma, saldır ve kaç, ya da donma’, farklı kişiler-arası tepkilere neden olduğunu görebilirsiniz. Bu nörofizyolojik evreleri ya da bizim adlandırdığımız şekliyle “programları” tanımlayabilirsek eğer, bunlarla nasıl çalışacağımız konusunda çözüm üretebilir ve nörolojiyi ve fizyolojiyi yerine getirmeleri gereken görevleri gerçekleştirmeleri için destekleyebiliriz.

Twig: Bu söylediklerinin oldukça önemli olduğunu düşünüyorum. Çoğu kişi ve hatta danışmanlar bile disosiyasyonun sinir sistemi ile ilgili bir konu olduğunun farkında değiller.

Steve: Evet, bu doğru. Nüfuz eden ve yayılan psikolojik etkilerin fizyolojik ve psiko-biyolojik destekleyici temellere sahip olduğunu gerçekten anlamamız gerekiyor.

Twig: Bu da senin önermiş olduğun; ‘biyolojiyi ana tema olarak dikkate almak’ hakkındaki paradigma değişiminin ta kendisi. Ve oldukça dikkate değer bir nokta. Eskiden disosiyasyonu, “yaptığım” bir şey olarak düşünürdüm ya da danışanlarımın yaptığı bir şey olarak, neredeyse kasti yapılan bir şeymiş gibi…

Steve: Evet, çoğumuzda böyle bir kanı var. Bu tepkilerin hepsinin biyolojik emirler olduğunuanlamak çok faydalı olabilir. Organizmamız uygun bulduğunda ‘saldır ve kaç’ gibi ya da koruma ve çekilme stratejisi daha uygun olduğunda ‘donma ve disosiyasyon’ gibi biyolojik emirler.

Twig: Koruma ve çekilme kesinlikle disosiyasyonu tanımlayıcı nitelikler.

Steve: Evet, öyleler. Duygusal hissizlik ve duyulara erişimin azalması da öyle. Klinik açıdan gözlemlediğimiz bütün bu nitelikler nörolojik ve fizyolojik sistemlerin yansımaları. Ve bu sistemler filogenetik kökenlere sahip. Daha basitçe söylersek bunların evrimsel gelişim içinde temel sebepleri bulunur: mevcut olmalarının çok güçlü bir nedeni vardır. Bu husus kapsamlı bir şekilde kullandığımız Polyvagal Teorinin yaratıcısı psiko-fizyolojist Stephen Porges tarafından net bir şekilde açıklanmıştır.

Twig: Tamam, o zaman bunlar esas olarak doğuştan sahip olduğumuz süreçler. Ama bunu bilmek terapi uygulamasında ne gibi bir fark yaratır?

Steve: Konu şu ki bu süreçler her zaman çalışıyorlar ve potansiyel davranış çeşitlerinin büyük bir kısmını belirliyorlar. Buradaki soru, terapistin bunların varlığından haberdar olup olmadığı ve bunları tanımlayıp tanımlamadığı. Tipik olarak duygusal tepkilerin düzenlenmesi ya da sinir sistemindeki aktivasyon, sadece duygulara ilişkin olarak dikkate alındı. Ancak duygusal tepkilerin düzenlenmesi sinir sisteminde enerji işlemleri sisteminin tümünü ilgilendirir. Bu enerjinin etkili bir şekilde işleme girmesini sağlamak için, farklı programları ve bu sistemlerin fonksiyonlarını onlara bağlı olarak yerine getirdiği program bileşenlerini ve aynı zamanda bu süreçlerin içinde işlediği daha büyük modelin ve ne başarmaya çalıştıklarının anlaşılması gerekir. Bu programlar, onların bileşenleri ve birbirleriyle ilişkileri hakkında yeterli farkındalığa sahip olursak, her bir programın içinde nerede olduğumuzu saptayabilir ve böylece her programın tamamlanmasını destekleyecek yönde çok daha etkili müdahalelerde bulunabiliriz. Söz konusu bu tamamlama, sinir sisteminin unsurları arasında uyumlu ve işbirlikçi bir ilişkinin oluşmasını sağlar ki bunun da fiziksel ya da psikolojik sağlık söz konusu olduğunda temel gereklilik olduğu anlaşılmıştır. Biyolojik ilkeleri biraz olsun anlarsak o zaman onunla çalışabilme ve uygun koşullar altında zaten nasıl yapacağını bildiği şeyleri yapması için onu destekleme ve güçlendirme imkanımız olur.

Twig: Bu tamamlama ilkesi hakkında biraz daha açıklama yapar mısın?

Steve: En önemli biyolojik ilkelerden biridir ‘tamamlama’.

Bu, algı psikolojisinde çok iyi bir şekilde kurulmuştur. Tamamlanmamış işlemleri tamamlama yönünde bir dürtü bulunur. Bilişsel ya da algısal açıdan tamamlama ve aynı zamanda, Somatic Experiencing®’in de tanımlayıcı bir niteliği kabul edilen, duygusal ifadeler içeren motor hareketler açısından tamamlama. Bu programların her biri tamamlayacakları belirli bir hedefe sahiptir. Mesela, ‘saldır’ hareket kaslarının devreye girmesiyle saldırgan hareketlerde bulunarak kendini koruma gibi çok açık bir amaca sahiptir. ‘Kaç’ programındaki  motor hareketler tehdit edici bir etkileşimden uzaklaşma amacına sahiptir. Donma ise çekilme ve koruma amacı taşır, üstesinden gelinemeyen tehditten saklanmak olarak da tarif edilebilir. Bu motor tepkilerle temas kurup onlara iştirak edebilirsek sinir sistemine amaçladığı şeyi yapma imkanı tanınmış olur, yani başka bir deyişle tamamlama sağlanmış olur. Bu da sistemin etkin durumdan çıkabileceğine dikkat çeker.

Twig: Bu, tamamlamanın sistemi nasıl etkin durumdan çıkmaya sevk edebileceğine dair SE’nin teorisidir. Ve sanırım nöroetoloji ile de (nörolojik davranış bilimleri) destekleniyor.

Steve: Doğru. İşte bir örnek. Üç yıllık eğitimlerimizde bir tavşanın çakallar tarafından kovalandığı bir video izliyoruz. Sonuç olarak tavşan çakaldan kurtuluyor ve bu sekansın sonunda tavşanın heyecanlı sıçrayışlarla koşmaya devam ettiğini görüyorsun. Çoğumuz tavşanın bu davranışını insanileştirip “evet tavşan çakaldan kaçtığı için mutlu” diye yorumluyoruz. Bunda sorun yok ve belki de öyle ama daha nesnel bir şekilde bakıldığında bu sıçrayışların tavşanı harekete geçiren ve çakaldan kaçmasını sağlayan motor hareket planının tamamlanmasına yönelik olduğunu fark ediyoruz. Bu temel olarak tavşanın sinir sisteminde tamamlama ilkesinin bir ifadesi, “Yapmayı planladığım ve başlattığım şeyi yapabiliyorum” gibi bir şey. Ve ardından bu tamamlama tavşanın sinir sistemini etkin durumdan çıkması ve sakin ve rahat bir farkındalığa sahip olduğu hale geri dönmesi için tetikler. İşte vahşi doğadaki hayvanları stres içinde görmüyor olmamızın nedeni de budur: zorlukla baş edip hayatta kalanlar planladıkları tepkiyi tamamlayarak sistemi etkin durumdan çıkarıyorlar. İnsanlar da, memeli hayvanlar olarak bir tehdit sonrasında sistemi etkin durumdan çıkarmaya yönelik bu tetikleyicilerin aynısına sahipler. Bu motor hareket planlarının tamamlanması (Nöro-biyoloji bilimi bunu “sabit eylem yapısı” olarak tanımlar) ile sinir sisteminin parasempatik kolu etkin olur ve rahatlama programı devreye girebilir. Ve bunun sebebi sinir sistemi, eylem planını tamamlamış ve tehdit ortadan kalkmış olduğu için artık ortamın güvenli hale gelmiş olmasının değerini bilir.

Buna karşılık, ve artık travmatoloji bunun somatik ve psikolojik (dis-ease, rahat olmama) rahatsızlıkların ana teması olduğunu anlamaya başladı, tamamlanmamış sabit eylem planları sinir sistemine çevrede sürekli bir mücadeleninve esasen sürekli bir tehdit durumunun var olduğu mesajını veriyor–gerçek tehdit ortadan kalkmış olsa bile. Bu da sistemi, yükseltilmiş aktivasyon içinde, yani ‘saldır ya da kaç’ veya daha yüksek düzeydeki zorluklarda, ‘donma ve disosiyasyon’ programlarında, kalmaya zorluyor.

Twig: Bana sanki bu açıklamayla bunaltının ana nedenini tanımlamışsın gibi geldi?

Steve: Evet, biz de öyle olduğuna inanıyoruz. Çok basit bir şekilde açıklarsak bunaltı, acil durum sistemlerinin aşırı uyarılmasıdır. Sürekli kaygı durumuna dönüştüğünde, yani ani ve beklenmedik tehdit haricinde sürekli bir kronik kaygı halinde olmak,sistemde kendi kendine desteklenen sürekli bir uyarılmışlık hali olarak tanımlanıyor. Bu destekleme kurulu bir düzen halini alıyor çünkü hayatta kalma sorunları yaşamdaki diğer detaylara nazaran varlığımızın devam etmesi için çok daha önemli. Yaşamda kalma çağrıları ki, sabit eylem planlarının tüm amacı bunlara yöneliktir, esas olarak sistem etkin durumdan çıkana kadar ve bu sayede güvende olma deneyimi tekrar oluşana kadar yaşamın diğer yönlerine baskın çıkar. Şüphesiz bunun kişinin yaşamla bağ kurma becerisi üzerinde etkisi vardır ve bu tamamlanmamış tepkiler biyolojiyi kontrol ettiği sürece bu beceri azalacaktır.

Twig: Bununla ilgili olarak şu soru akla geliyor? Peki bu tepkiler neden tamamlanmıyor?

Steve: Bunun senin üzerinde çok çalıştığın bir konu olduğunu biliyorum Twig ve eğitimde bunun hakkında oldukça yoğun bir şekilde konuşuyoruz. Şimdilik, bunun, günümüzde sahip olduğumuz sosyal çevre; bu sosyal çevre düzeni ve evrimsel gelişimimizin bizi bir düzen içinde olmaya ilişkin nasıl şekillendirdiği arasındaki radikal fark ile ilgili olduğunu söyleyebilirim. Tabii ki en geniş anlamıyla bu sorunun tam yanıtı sadece terapi yöntemimizi nasıl değiştirdiğimizi değil bununla birlikte içinde yaşadığımız toplumu da biyolojimizi daha uygun şekilde destekleyecek bir topluma dönüştürmeyi içine alır.

Twig: Bu konuyu tam da burada gelecekte erişilecek bir hedefi de tanımlamışken noktalamak istiyorum. SE’de çalışma sırasında amacımızın ne olduğuna ilişkin genel bir açıklamaya sahip olduğumuza göre şimdi bu çalışmanın deneyimli, klasik eğitim almış ya da yeni danışmanlar tarafından kullanılması konusunda bilgi vermeni istiyorum.  SE eğitimine, beden ile çalışanların, lisanslı sosyal hizmet uzmanlarının, evlilik ve aile terapistlerinin ve hatta tıp doktorlarının katıldığını biliyorum ama bu çalışma standart danışman için ne kadar kullanışlı ve yaptığı çalışmayla ne kadar bağlantılı? Bu alanda başarılı olmak için bilimsel bir altyapı ya da geçmişe sahip olmak zorunlu mu? Diğer bir deyişle ortalama bir danışmanın SE alanında eğitilmesi ne kadar kolay?

Steve: Bunlar da çok iyi sorular. Artık bir seçeneğimiz olduğunu söyleyerek başlamama izin ver. Ya bu programları saptamayı ve onlarla nasıl çalışacağımızı anlamayı öğreneceğiz ya da öğrenmeyeceğiz ve danışanlarımıza egemen olmaya ve danışman-danışan ilişkisinde dominant taraf olmaya devam edeceğiz.

Twig: Şunu mu söylüyorsun; klinik müdahalelerimiz danışanlarımızın üzerinde hükmedici olmaya devam ettiği sürece etkisiz olmayacaklarsa bile en azından etkileri az olacaktır.

Steve: Kesinlikle. Sözel müdahalelerin neokortikal süreçlere ilişkin olduğunu ve bunun da olması gereken şeyle karşılaştırıldığında ikincil önemde olduğunu biliyoruz artık. Bireylerin sinir sistemindeki ana düzenleyici işlemlerle temas kurmalıyız vesinir sistemini temelden yeniden düzenleyebilmek için bu işlemlerin evreleri arasındaki değişimi anlamalıyız. Esas olarak herkes bunu yapabilir; çocuk sahibi bir ebeveyn bunu yapabilir, bir aile terapisti bunu yapabilir, bedenle çalışanlar bunu yapabilir, hatta hemşireler, doktorlar ve öğretmenler bunu yapabilirler. Tüm bu insanlar eğer gerekli eğitimi almışlarsa, düzenleyici işlemlerin farklı evreleri arasında birinden diğerine geçişi doğru şekilde tanımlamayı ve kolaylaştırmayı öğrenebilir. Sonuç olarak memeli hayvanlara ait bir süreçten bahsediyoruz ve insanlar da memeli hayvan.

Twig: Ve bütün bunların “bilimsel” yönü nedir? Garfikler, donanım ve her türden teknolojik sihirbazlıklar aklıma geliyor. Ve okurlarımızın, teknolojik eğilimi olmayan ve laboratuvar ölçümleriyle çalışmayan bir terapistin nasıl sinir sistemini ölçebileceği ve senin açıkladığın bu tamamlama sürecinde sinir sistemine uygun tepkileri nasıl verebileceği konusunda merak içinde olduklarını düşünüyorum.

Steve: Biyogeribildirim ölçümleri ile çalıştığımızda sinir sistemindeki farklı evreler arası geçişleri görebildiğimiz doğru – Porges’in çalışmaları böyle. Ancak, bu safhalar terapi esnasında kesinlikle net bir şekilde gözlemlenebiliyor. Kişinin sinir sisteminin belirli bir zaman içinde hangi evrede çalıştığını saptamak, donanım olmadan kesinlikle mümkün ve tamamlama süreci boyunca sadece terapi ilişkisi içinde çalışarak bu evreleri doğru bir anlayışla desteklemek mümkün.

Twig: İlişki içinde?

Steve: Kuşkusuz. Terapistler genellikle kişiler arası duygusal tepki etkileşimini izlemek üzere eğitilirler. Daha önce bahsettiğim gibi duygusal tepki etkileşimi doğrudan bu programlarını niteliğini belirtir. Mesela saldır programı, tahmin edebileceğin gibi öfke, ya da sinir sisteminde daha düşük aktivasyon düzeylerinde huzursuzluk ve gerginlik şeklinde nitelendirilir. En üst seviyedeki aktivasyonlarda saldır tepkisi çok hiddetli öfke olarak görülür. Davranış, temel olarak nörofizyolojik duruma tepki olarak oluşur ki esas olarak bu durumun ya da sinir sisteminin içinde çalıştığı programın yayınlanmasıdır. Kişinin hakkında konuşmayı seçtiği konu, kullandığı kelimeler, ses tonu, beden duruşu, hatta konuşurken ki hareketleri, bunların tamamı o sırada hangi programın baskın olduğunun belirteçleridir. Bu sürece yönelik anlayışımızı derinleştirmek için zaman zaman biyogeribildirim donanımı kullansak da danışmanlarınkişinin hangi program içinde olduğunu saptamaları için teknolojik donanım kullanmaları gerekmez. İhtiyaçları olan şey uygun bir eğitim almak ve böylece zaten gözlemleme becerisine sahip oldukları davranışı biyolojik açıdan anlayabilmektir. Bu farkındalığa ve bununla ne yapacaklarına dair anlayışa sahip olduklarında biyolojinin istediği tamamlama sürecini kolaylaştırmak görece kolay bir meseledir.

Twig: SE eğitiminin düzeni nasıl?

Steve: Klinik danışmanlık odaklıdır.  Geniş çaplı teorik altyapı sunuyoruz ancak ana odağımız insanların iyi sonuçlar verecek uygulamaya yönelik gerekli bilgilere sahip olmasını sağlamak. Bu nedenle başlangıçtan itibaren bu araçları kullanmaya veterapi çalışmalarında derhal uygulanabilir olacak şekilde öğrenmeye başlıyoruz. Mesela, yakın bir zamanda üç yıllık eğitimin ilk dört gününü tamamladık. Bu eğitimin odağı dikkatin sinir sisteminde farklılık gösteren değerler arasında salınım ve dalgalanmaya katılımı idi: daralma ve genişleme arasındaki gidip gelmeler olarak da ifade edilebilir. Sinir sistemi kesinlikle bu salınım süreci üzerine odaklanmış dikkatin uygulanmasına çok büyük ihtiyaç duymaktadır ve bu uygulama takılı kalmış sinir sisteminin işleyişinde akışın yeniden kurulmasına yönelik çok büyük faydasağlar. Salınım ilkesi çalışmamızı nitelendiren bir ilkedir. Bu sadece eğitimin bir kursuydu, uygulamamızın en temel unsurlarını çalıştık ve öğrenciler kendi uygulamalarında hızlı bir şekilde ve olumlu geri bildirimler aldıklarını belirtmeye başladılar bile. Bir öğrenci travmatik bir diş operasyonu geçiren ve sonrasında bir yılı aşkın bir süredir dişlerini fırçalayamayan bir danışanı ile çalışmış. Tek bir seanstan sonra bu temel salınım ilkesinin uygulanması ile danışan yeniden dişlerini fırçalamaya başlamış. Bu Başlangıç I eğitim düzeyinde olan bir uygulayıcı idi. Bu tür örnekler çok fazla, mesela çalışma öncesinde uyuyamayan bir danışan çalışma sayesinde tekrar uyuyabiliyor. Ya da savaşa katılmış eski bir asker gitar çalmayı savaşa gitmeden çok sevmesine rağmen Irak’tan döndükten sonra müziğe olan ilgisini kaybediyor. Çok kısa bir terapi sürecinden sonra tekrar gitar çalmaya ve hatta bir kafe’de çalmaya başlıyor. Bu çalışmanın en güzel yanı bu. Sadece semptomların yokluğu ile ilgilenmiyoruz; ilgimiz aynı zamanda yaşama kendini daha fazla açabilmek ve canlılığın ve zindeliğin sunduğu faydaları alabilmek.

Senin için eğitimi üç bölümde açıklayacağım.

İleri Seviyede en kompleks vakalarla çalışmayı öğreniyoruz; fibromiyalji, migren, kronik yorgunluk, huzursuz bağırsak sendromu ve diğer sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar gibi.

Bu rahatsızlıkların tıbbi anormallik olduğu yönündeki geleneksel anlayış bunların anlaşılmaları için yetersiz kalıyor. Bu sorunları sinir sisteminin sempatik ve parasempatik fonksiyonları arasındaki dinamik ve doğrusal olmayan ya da kaotik ilişkisini ilgilendiren yapılar olarak gördüğünüzde durum oldukça netleşiyor. Bu kaotik ilişki bedensel sistemler içinde aşırı koruma programı için talep yaratıyor – bu döngüsel deneyim içinde sonuç baş edememe ve yorgunluk oluyor ki bu durum yukarıdaki sendromların çoğuyla ilişkili. Sınırlı oksijen ileçalışan bir bedende sürekli ve uzun süreli stres, sistemi kapama programının sonuçlarından bir tanesi ve çok muazzam bir şey ve değeri hiç anlaşılmamış bir şey. Eğitimin üçüncü yılında önceki yıllarda öğrendiklerimizi stresin en aşırı düzeyleri ile bağlantı kurmak üzere bir araya getiriyoruz ve bu sıkıntılarla güvenli ve başarılı bir şekilde çalışmanın yollarını öğreniyoruz.

Bu daha kompleks vakalarla çalışmak için araçlarımızı önceki yıllarda inşa ediyoruz. Orta seviyede travmanın farklı kategorilerine bakıyoruz; buna perinatal öncesi ve perinatal (gebeliğin son dönemleri ve doğum) dönem stresi dahil olmak üzere işkence ve taciz gibi aşırı travmatik kategoriler dahil. Orta seviye yılı ayrıca düşmeler, araba kazaları, cinsel şiddet gibi başka birçok konuyu da içine alıyor. Travma ile ortaya çıkan zihinsel, duygusal, fiziksel ve belli düzeyde ruhsal sorunları araştırıyoruz.

Travma kategorileri ve sendromlar ile yaptığımız çalışma Başlangıç yılında öğrendiğimiz temel araçlar ve teori üzerinde inşa ediliyor. En başından itibaren bu programları saptamayı ve onlarla çalışmayı ve gözlemlerimizi fizyolojik açıdan görmeye başlamayı öğreniyoruz. Kişiyi daha bilimsel değilse, daha objektif açıdan görmek adına klinik sözlük inşa ediyoruz.  Amacımız kişiyi bilimsel olarak görmek değil aksine ancak biyolojileri ve biyolojilerinin yaşamlarındaki merkezi rolü deneyimlerine dahil edildiğinde mümkün olan bütünlüğü ve tamlığı içinde görmek. Kişilerin sadece ya da hatta temel olarak psikolojik varlıklar olmadıklarına ama temelde fizyolojik varlıklar olduklarına dair anlayışı beslemek ve geliştirmek istiyoruz. Bu davranışsal ifadenin, düşünceler, imgeler, duyumlar ve duygular dahil olmak üzere gerçekten de aslında insan deneyiminin eksiksiz repetuarının altında yatan  nörofizyolojik anlama verdiğimiz değer artıyor.

SE insan deneyimine bütünsel bir yaklaşımla odaklansa da bu çalışma birçok yönden temelde kognitif bir yaklaşımdır. Bunun sebebi deneyimin gözlemine bakmamızdır. Deneyimi gözlemleme kapasitesini artırarak ego gücünü geliştiriyoruz ve bu sayede sistemin kendi kendini regüle etmesine imkan sağlayan doğuştan sahip olunan eğilimleri uyandırıyoruz.  Yani parçalayıcı ya da geriye yönelik olmaktan çok yaklaşımımız sağlam bir şekilde bütünleştirme ve içkin destek üzerine kuruludur.

Twig: Bu bilgiler eğitimin ve Somatic Experiencing®’in ne olduğuna ilişkin iyi bir özetoldu en azından giriş niteliğinde.  Sona doğru yaklaşırken tamamlamak için bize söylemek istediğin herhangi bir şey var mı?

Steve: SE modeli ile ilgili olarak en çok sevdiğim özelliklerden birisi, terapi alanı, biyolojik bilimler ve kadim gelenekler arasında çapraz etkileşimden ibaret olması. Gerçekten inanıyorum ki bir tür olarak kendimizi bizim yarattığımız ama ihtiyacımız olan esas destekten yoksun  bir sosyal çevre içinde buluyoruz ki artık bunun farkına varmaya başladık. Buzul çağındaki mirasımız sosyal dünya içinde şu anda çoğumuzun yaşadığı deneyimden tamamen farklıydı. Çok eskilerden bize kalan, kendi kendini regüle edebilme kapasitesine hala sahibiz ve terapi modelimiz bunu destekleyebilir ya da dikkate almayabilir ve böylece bütünlüğe ve tamlığa yönelik çabalarımızı engellemiş olur. Geçen 15 yılı aşkın süre içinde yaptığım SE uygulamalarında gördüklerimi düşündüğümde türümüzün karşı karşıya olduğu zorluklar için bir araç olmak üzere içimizdeki bu zeki süreçle işbirliği yapmanın yeteri kadar kolay, güvenli ve anlamlı olduğundan eminim. Ve her geçen gün daha fazla kişinin bu süreci hem kendi iyileşme süreçleri hem de diğerlerinin iyileşme süreçlerine yardım etmek üzere araştırdığını görmek beni memnun ediyor. SE artık her kıtada öğretiliyor ve binlerce uzman yetişti ve her yıl çok daha fazlası mezun oluyor. Önümüzdeki on yıl içinde SE yaklaşımı ev içinde kullanılan bir kelime haline gelecek.

 

 

Steve Hoskinson ile ilgili saga fazla bilgi için: