GÜVENDE HİSSETMEK İSTİYORUM

Polyvagal teoriye göre ‘nöral-algı’ farkındalık alanımızın dışında yer alan şeyleri risk ve güvenlik açısından değerlendirme becerimizin adıdır ve bilinç dışı yaptığımız bir şeydir. Tehlikeyi bilişsel algıya başvurmadan denetler. Otonom sinir sistemimizin işleyişinin temeli bu değerlendirmedir. Yani eğer tehlikeli bir durum sezerse o zaman otonom sinir sistemimiz fiziksel tepki verebilmemiz için gerekli hazırlıkları yapar mesela kalp atışlarımız hızlanır ya da yavaşlar.Tehlike değil de güvende olduğu sezgisi içindeyse o zaman otonom sinir sistemimiz rahatlamamıza, kendimizi açmamıza, diğerlerinin bize temas etmesine izin verir. Yani güvendeyim ve sosyal etkileşime kendiliğinden ve büyük zevkle açığım fazı ventral vagus devrededir, “ben, bana, benim” algısından “biz’e, bütün’ün parçası olduğu” algısına geçebilir kişi. Ya da spiritüel ifadeyle “yapma halinde olma haline” geçişi deneyimler kişi.
Eğer  sinir sisteminizde travmatik bir geçmişi taşıyorsanız ihtiyacınız olan yardımı ve desteği almadan bu yükle yaşamaya uğraşıyorsanız bilin ki ne yaparsanız yapın bir türlü ait hissedememenizde, korku dolu olmanızda, bağ kuramayıp sevgiden mahrum ama derin bir sevgi özlemiyle içsel sessiz bir yas tutmanızda, atmak istediğiniz adımlar için harekete geçememenizde, kendinizi hiç beğenmeyip hiç güvenmeyişinizde bu nöral algının bulunduğunuz ortamdaki işaretleri tehlike yokken varmış gibi değerlendirmesiyle bire bir ilişkisi vardır.  Ve siz hiç farket etmeden, var olmayan ama algılanan tehlikeye karsı bilinç dışı savunma stratejileri geliştirmeye başlarsınız. 
İyi haber şu ki travmalarımızı iyileştirdiğimizde nöral algıyı da yenileniyoruz. Ve bunun için içsel dünyamızı yeniden yapılandırmamız gerekiyor. Bilinçli ve rasyonel zihin bu istemsiz işleyen fizyolojik süreçleri anlayabilir ve bunlarla bağ kurabilir.
Bilinçli farkındalığımızı güçlendirdiğimizde verdiğimiz tepki ile gerçekte olan şey arasında dengesiz, ölçüsüz bir ilişki olduğunu görebilmeye başlarız. Bu iyileşme sürecindeki başlangıç noktamızdır.
Burdan sonra iç dünyamızla yakın bir ilişki kurmak için şefkatli bir ton geliştirmemiz gerekir. Yani ikinci adım iç alanını tanımak için öz şefkat becerini geliştirmektir. Kendinle yumuşak ve sevecen bir tonda konuşmak, kendine bir müziğin tınısını mırıldanmak içsel alandaki kaygı ve korkuyu yatıştırmada harika bir etki yaratır. Ventral vagus siniri aktive olurken bilinçdışı coğrafyadaki tehlike var algısı zayıflamaya başlar. 
Bu ikisi tek başınıza nerede olursa olsun kimsenin onayını almadan yapabileceğiniz bir şey unutmayın.Bunun dışında savunma stratejilerinizi görün ve bunlarla nazikçe oyun oynayın. Mesela yüksek sesle, hızlı konuşmak yerine sesinizi yumuşatıp konuşma hızınızı yavaşlatın. Asık suratlı olmak yerine gülümsemeyi tercih edin. Sohbete girmekten kaçınmak yerine sohbete dahil olun hatta siz başlatın. Eğer her gittiğiniz yerde sırtınızı duvara vererek oturuyorsanız, sırtınızı kapıya vermeyi deneyin.
Ilişkisel temas çok etkili. Güvendiğiniz insanları arayın, seslerini duyun. İyiliğinizi önemsiyor olduklarını, size duydukları sevgiyi bedeninizde hissetmenize, yani içinize sinmesine izin verin.
Gözlerinizi kapatarak ya da açık ama yumusakça bir noktaya yerleştirerek içinizde güvende ve iyi hissettiğiniz o yeri bulun. Çünkü var! Ne yaşamış olursanız olun VAR! (Bu kısım Sihrini Yaşa online programının ana teması. Tüm program bu yeri yeniden bulmak ve güçlendirmek üzerine odaklı)
Bilinçdışı bedeninizin geçmişinizle ilişkili işaretlere yanıt verdiğini anlayın. Şimdiye gelmek kendinize dair sahip olduğunuz en büyük sorumluluğunuz ve bunun için yeni beceriler geliştirmeye ihtiyacınız var. 

Bir cevap yazın