Vagus ile Mutlu Bir Hayat

Çocukluk yıllarında yaşanan travmalar ve modern hayatın zor koşulları neredeyse herkesi kronik bir kaygı sendromu içine hapsediyor. Her birimiz farklı düzeylerde ve farklı şekillerde deneyimliyoruz. Kimimizi uyku tutmazken, kimimiz kronik boyun, sırt ağrıları ile boğuşuyoruz, ya da arkadaşsız veya tatmin olmadığımız sahte ilişkiler içinde günden güne mutsuzlaşıyoruz. Evlilikler birbirine yabancılaşmış iki insanın duruma katlanmasına dönüyor. Boş zamanlar ekran başında ya da alkol veya alışverişle bir tür unutma, uyuşma seremonilerine dönüşüyor.


Bu yüzden Vagus siniri hakkında biraz bilgi sahibi olmamız işe yarayabilir diye düşünerek bir önceki yazımı biraz daha açmaya karar verdim.
Vagus Sinirinin iki kolu var; biri Ventral Vagus diğeri de Dorsal Vagus.
Ventral Vagus bir tür fren görevi görür ve bizim sosyalleşmemizi, kendimizle, diğerleriyle ve içinde bulunduğumuz ortamla bağ kurmamızı kendiliğinden kolayca mümkün kılar. Ventral vagus fren mekanizması olarak işlevini yerine getiriyorsa içsel bakış da mümkündür. Kendimizi savunmaya gerek duymadan tarafsız bir yerden değerlendirebiliriz.
Ventral Vagusun frenlediği mekanizma Sempatik Sinir Sistemi Aktivasyonudur.  Bu aktivasyon frenlenmediği takdirde öfkeli, aşırı uyarılmış, tetikte olma halleri içinde endişe ve kaygıyla saldırgan ya da yerinde duramayan tavırlar sergilemeye başlarız. Hiç susmadan konuşuruz. Dinlemeyiz. Tüm dünya cümle alem bize karşı planlar içindedir, hep bizi gözlüyor, yargılıyor, beğenmiyor ve ayağımızı kaydırmayı bile düşünüyor olabilir.  

Mesela kimseyi tanımadığınız bir partiye davet edildiniz, eğer Vental Vagus frenleme görevini yerine getirmezse hiç kimseyi tanımadığımız bu ortama girmekten duyacağımız kaygılar büyür ve “Ya kimse beni beğenmezse. Benim hakkımda ne düsünürler? Sıkıcı ve aptal olduğumu düşünebilirler ve beni hiç sevmeyecekler” gibi git gitgide artacak ve bizi büyük bir fiziksel, duygusal ve zihinsel gerginliğin içine sürükleyecektir. Oysa ventral vagus frenleme göreviyle devreye girerse ‘Biraz utangaç hissetsem de yeni insanlarla tanışmak için can atıyorum” halet-i ruhiyesi içinde oluruz ve partinin keyfini çıkarırız.
Bir diğer seçenek; sağlıklı yollarla yönetemediğimiz artan kaygı ve öfke, (Sempatik aktivasyon frenlenmediği için) gerçekte mevcut olmayan ama algısal olan tehdidin geçmediği mesajının üretilmesine neden olur ve Dorsal Vagal, sinir sisteminin işleyişine hakim olur. Sonuç hissizlik, uyuşukluk, çekilme, çaresizlik, umutsuzluk hisleridir. Parti örneğine geri dönersek, “Gitmeyeceğim. İptal ediyorum. Zaten benden hiç hoşlanmayacaklar. Umurumda da değil” düşünceleriyle izolasyon ve yalnızlaşma çözüm haline gelir.


Sözün özü, bedenimiz korku ya da rahatsız bir hisle baş edemediğinde Ventral fren hafifler ve bizi harekete geçmeye hazırlar. Sempatik Sinir Sistemi Aktivasyonu hareket, eylem demektir. Ve eğer tekrar Ventral frenin aktif olduğu moda geri dönemezsek sonumuz Dorsal sinirin tüm sistemi ele geçirmesi olacaktır ve burası hayli depresif, mutsuz, yalnız ve zor bir yerdir.
Bu yüzden Ventral freni aktif tutacak pratik ve davranışları hayatımıza almamız ve alışkanlık haline dönüştürmemiz bir hayli önemlidir. Hem mutluluğumuz hem de fiziksel sağlığımız açısından. Zira Sempatik aktivasyonda kalp çok fazla yorulur ve Dorsal Aktivasyonda ise çok yavaşlar ve her ikisinde de bağışıklık ve sindirim sistemi baskılanır ki bu da inflamasyondan, kansere birçok hayati tehlike içeren sağlık sorunlarına giden yoldur. Bir önceki yazımda “Sinir Sistemi Regülasyonu- Vagus” Ventral fren mekanizmasını destekleyen pratiklerden bahsettim, merak ediyorsanız bakmanızı öneririm.

Bir cevap yazın