DÜŞÜNDÜĞÜNDEN DAHA ÖZGÜRSÜN

Elin kolun bağlı mı hissediyorsun?

Hep diğerlerine olan ihtiyacın kendin gibi olmanın önüne mi geçiyor?

Hayatta ne yapmak istediğini tamamen mi unuttun?

En iyi yaptığın şey kendini hor görmek mi?

Ya da değerli olduğunu yalnızca ve yalnızca diğerlerinin takdirini kazanarak mı kendine kanıtlamayı öğrendin?

Hep daha fazlasına ihtiyacın olduğuna mı inandın hep?

Sandığından daha özgürsün!

Yukarıdakilerden biri ya da bir kaçını kendinde görüyorsan eğer travmatik bir ya da birkaç döngünün içinde olduğundan emin ol.

Travmalarımız başımıza ve/veya atalarımızın başına gelmiş ya da tanık olduğumuz olaylar. Kendimize, diğerlerine ve yaşama olan inancımızı bütünüyle şekillendirecek kadar kapsayıcı oldukları kesin. Çünkü travma hikayede değil bedende yaşıyor; çünkü travma nörobiyolojide iz bırakıyor ve; korkuyu ve stres tepkisini yöneten nöroedokrin sistemini ve nörokimyasal süreçleri etkiliyor.

Yaşanılan bir olayın travmatik iz bırakmasının altında genetik risk faktörleri; cinsiyet farklılıkları (Kadınlarda Travma Sonrası Stres Bozukluğu’na daha sık rastlanıyor. Bunun nedenlerine dair yapılan araştırmalar biyolojik ve toplumsal koşullara dayanan bazı savlar sunsalar da net bir açıklama getiremiyorlar); erken dönem gelişim unsurları yatıyor. Konu bir hayli kapsamlı, karmaşık ve aynı zamanda araştırmalar sürekli yenilenen sonuçlarla devam ederken elimizde sırtımızı dayayabileceğimiz kesin bilgi yok.

Peki nasıl yapacağız?

Yaşam koşulları bu kadar stresliyken, doğamızdan ve toprak anadan koptuğumuzdandır çok büyük ihtimal zaten esnek dayanıklılığımız zayıflamışken biz yukarıdaki sorulara ‘Hayır’ cevabını verebilmek için kendimize nasıl yardım edeceğiz?

Hayal etmekle başlayın.

Hayalinizde istediğiniz kadar özgür olabilirsiniz. Sınır koymayın kendinize. İstediğiniz yerde ve istediğiniz kişilerle, ne istiyorsanız onu olabilir ve yapabilirsiniz. Hem araştırmalar da diyor ki; Hayal ettikçe risk yönetimi, korku ve karar alma ile ilişkili nöral ağlar aktif hale gelir. Beyninizi hayallerinizle renklendirebilir, hiçbir hareketin olmadığı bölgelerde yeniden hareket başlatabilirsiniz.

Hayal ederek dışsal gerçekliği değiştiremeyeceksin biliyorum ancak bu gerçekliği nasıl algıladığın değişmeye başlayacak. Ve bu da yeni ihtimallerin doğması demek.

Zihninizden geçen düşünce ve yargılara inanmayı bırakın. Bu çoğu kişinin sandığından çok daha karmaşık bir adım. Bedenimizle bağımızın kopuk olması (travmalar) ve ruhani yönümüzü yok saymamız (modernizm) zihne tapınmamıza neden oldu. Ne derse inanır olduk, ne isterse peşine düşer hale geldik.

İşte size travma çözümleme, esnek dayanıklılık güçlendirme başlangıç reçetesi:

Her gün dans edin, her gün hayal kurun ve her gün dua edin, şükredin.

 

Bir Cevap Yazın