SAĞLIKLI VE MUTLU BİR İLİŞKİN OLSUN İSTER MİSİN? Bölüm-2

SAĞLIKLI VE MUTLU BİR İLİŞKİN OLSUN İSTER MİSİN? Bölüm-2

“Her ilişkide taraflardan biri terkedilme ve diğerini kaybetme korkusuna daha çok sahipken; diğeri kendini terketme korkusu taşır. Ve bu iki insan genellikle birbirini bulur.” Esther Perrel.

Birliktelik problem çözme değil bir paradoksu yönetme bilgeliğidir diyor, Esther.

Bize 3 farklı senaryo sunuyor ve hangisi sizsiniz, hadi seçin diyor.

Keşfetmek ve oynamak için hepimiz anne kucağından inip uzaklaşmak istediğimiz o günü yaşadık. O gün geldiğinde eğer anne çocuğuna: “Dünya harika bir yer. Hadi git, keşfet, oyna, keyfini çıkar diyorsa, çocuk daha da uzağa gidecek ve aynı anda,

– Birliktelik ve Ayrılık; Güvenlik ve Macera; Gizem ve Güven, hissedecektir.

Ama ne yazık ki çoğumuzun aldığı mesaj bu değildi.

Onun yerine: “Dışarıda o kadar harika olan ne var ki? Sen ve ben burada her şeye sahibiz. Yalnızım. Üzgünüm. Kaygılıyım.

Bütün bunların özünde “Geri Dön!” mesajı vardı.

  1. Çocuk: Hemen döndü. ‘Seni kaybetmemek için kendimden, bir parçamdan feragat ediyorum’ demeyi seçti: “Aramızdaki bağı korumak için özgürlüğümü feda edeceğim.”
  2. Çocuk: Hemen geri dönmedi. Çok heyecanlıydı ve keşfetme arzusu yüksekti, gitmek istiyordu ama sürekli olarak omzunun üzerinde geriye bakmaktan kendini alamıyordu.

Güvende miyim? Cezalandırılacak mıyım? Bunun bedelini ödeyecek miyim? İsteklerimi takip ettiğimde ne olacak?

Bu kişilerin yetişkinlikte ilişkinin başında güvenlik ve macera deneyimini aynı anda hissetme becerisi çok geniş olsa da yakınlaşma arttıkça diğerine duyulan arzu sönmeye başlar.

‘Sana olan bağım güçlendikçe arzularım önemsizleşmeye başlıyor, zayıflıyor.’

  1. Çocuk: Geri gelmedi. Geri döneceği pek bir şey yoktur çünkü.

Siz hangi çocuktunuz? Şimdi hangisisiniz? Değiştirmek için ne yapacaksınız?

Ve bu haritadan yola çıkarak çiftleri 2 kategoriye ayırıyor Ester:

Canlı çiftler ve Ölmemiş Olanlar.

Ölmemiş olanların kendilerini ekonomik, duygusal, ilişkisel tehlikeden koruma içgüdüsüyle hareket ettiklerini ve en temel şeyleri yaptıklarını ancak anlamlı, dolu dolu ve tatmin edici hayatlar yaşamadıklarını söylüyor.

Canlılığı ise bedenin dünyaya açık olması, genişleme itkisiyle hareket etme, gelene açık olma ve geleni kabul etme tavrıyla betimliyor Ester. Oyun oynama, keşfetme becerisinin aktif olmasıdır diyor.

Tümüyle katılıyorum. Çoğumuz çocukluğumuzda dünyanın tehlikeli bir yer olduğuna inandırıldık. Aldığımız bu mesajla ya terkedilme korkusunu içselleştirdik ya da kendimizden vazgeçmeyi güvenli bulduk. Ve yetişkin hayatlarımızda kurduğumuz yakın ilişkilerde kafa karışıklığı, alınganlık, sessizleşme, kaçırılan fırsatların pişmanlığının yarattığı girdapta hayatta kalma modunda yaşarken ilişkilerimizde en fazla yan yana ama iki yabancı olmaktan öteye gidemediğimizi görüyorum. Daha da kötüsü hiç gocunmadan mutsuzluğa evet diyebiliyoruz.

İlişkinin temelini iki şey oluşturuyor: Birbirine Güvenmek ve Birbirini Arzulamak.

Güven kırılabilir ve arzu zayıflayabilir.

Bunun altında benim ve eşimin geçmişi; modern toplumun beklenti ve mesajları yatarken sorumluluğu tek bir kişi ya da şeye yükleyemeyeceğim açıkça ortadadır. Birbirine zıt ihtiyaçlarımı doyurmayı istediğim paradoksallık içeren bu durumla nasıl başa çıkacağım peki?

Eskiden bir kadın için boşanmak utanç kaynağı iken şimdi güvenin ve arzunun zayıfladığı bir ilişkide kalmak utanç olarak tanımlanır oldu. Günümüzde arzunun zayıfladığı ilişkiyi bitirmeyi seçen kadın daha çok itibarı hak ediyor. Tatmin olmuyorsan bırak ne diye uğraşıyorsun…

Katlanmamayı seçmek tabii ki çok önemli ama şunu sormadan edemeyeceğim:

Güveni yeniden inşa etmek ya da arzuyu yeniden ateşlemek mümkün değil mi?

Bir de şöyle sormayı deneyeceğim:

Eğer ben hayata ve kendime güvenmiyorsam, diğerine nasıl güvenebilirim ki?

İlişkimin dışında hayatta tutkuyu yaşadığım hiçbir alan yoksa eğer, ilişkimde arzunun canlı olması mümkün mü?

İster boşanmayı çözüm olarak gör; ister çok eşlilikten yana dur; ilişkindeki cinsel yönelimin ne olursa olsun; heteroseksüel, lezbiyen, gay… kendini ve ilişkiyi hep yeniden keşfetme ve yaratma serüvenindesin aslında.

Hepimiz bu serüvenin içindeyiz.

Sağlıklı ve mutlu ilişki için keşfetmemiz gereken becerilere geri dönmek istiyorum. İlk yazıda Duygusal Sorumluluk almak ile Şefkat ve Empatiyi güçlendirmekten bahsetmiştik. Sırada:

Bağ Kurmak ve Bilinçli olarak Soruna Değil ama İyi Hislere Yönelmek, var…

Eşinle bağ kurabilmen kendinle bağ içinde ve bu bağı nasıl sürdürebileceğini biliyor olmana dayanıyor. Seni neyin mutlu ettiğini, sana neyin huzur verdiğini, neye ihtiyacın olduğunu bildiğinde ve, mutluluğun, huzurun ve tatminin nasıl bir his olduğunu yaşayarak öğrendiğinde birliktelik içinde birbirine karşı sevecen duygular beslemek, hatta çatışma anlarında bile bu hisse geri dönebilmek kendiliğinden mümkün olur. Yetersizlik ve eksiklik hislerinin yerine, ‘şu anda her şeye sahibim, eksik hiçbir şey yok’ bilincine ancak diğeriyle göz göze, kalp kalbe, ten tene bağ kurabildiğinde erişebileceksin.

Hepimiz iç dünyamızın görülmesi ve önemsenmesi ihtiyacı içindeyiz. Birbirimizin hakikatine tanıklık yapmak için mevcut olmayı öğrenmek ne mühim bir konu! Bir tür kavuşma, ait olduğuna kani olma, varolduğunu kavrama anıdır bağ kurma anı.

Ve iyi hissetmeye önem vermelisin. Farklı ilgi alanlarınızın olması, tutkuyla yöneldiğiniz hayallerinizin ve bu yolda kurduğunuz ilişkilerinizin varlığı birbirinize olan bağımlılığınızı iyileştirirken aynı zamanda arzuyu güçlendirir.

Dışarıya çık, hayata katıl. Hayallerinin peşinden git.

Yaşama güvenmeyi ancak yaşamayı seçtiğinde öğrenebileceksin.

Çatışmadan Öğrenerek Çıkmak

Başka kimseden beklemediğimiz şeyleri ilişimizden bekleriz. Ve eğer kendi beklentilerimizin farkında değilsek ve beklentilerin geçmişimizden nasıl etkilendiğini görmüyorsak o zaman bu beklentileri partnerimize ifade etme olasılığı da kalmıyor.

İletişim kurmadığımızda, yaşadığımız geçmişle bire bir ilişkili dizi dizi varsayımlar ürettiğimiz bir tür zihin okuma becerisi geliştirmeye başlıyoruz.

Mesela geçmişimizde kalp kırıklığına ya da kaygıya neden olmuş kişi ve durumlar varsa, partnerimizin bunlarla bir şekilde benzerlik içinde olan bir şey yapması geçmişi yeniden canlandırabiliyor ve duruma uygun olmayan aşırı bir duygusal tepkiyi tetikleyebiliyor ve beraberinde yargılayıcı bakış açısını da getiriyor.

Korunma içgüdüsüyle ateşlenen davranışlarımız aşırı tepkililik, kendini çekme ya da saldırıya geçme şeklinde ortaya çıkıyor. Ancak sorun şu ki partnerinizin (eğer ermiş bir kişi değilse) yaşadıklarınızı kavrayabilmesi asla mümkün değil.

Kimse kimsenin zihnini okumaya çalışmasın. İhtiyaçlarınızı karşılamasını bekliyorsanız o zaman bunların ne olduğunu ona söylemelisiniz.

Eh bunu yapabilmek için neye ihtiyaç duyduğunuzu önce siz bileceksiniz.

Nasıl hissettiğinizi siz ona ifade etmeden onun tüm hislerinizi anında ve tam olarak anlayabilecek kadar hassas olmasını beklemeyin.

Partneriniz hoşlanmadığınız bir şey yaptığında bunu onunla konuşun. Neden yaptığını sorun. Varsayımda bulunmayın!!!!

Belli bir durum hakkında hislerini açıklamak ve karşılığında partnerinizden dürüst davranmasını istemek ilişkideki hakikati keşfetmenin en garantili yoldur.

Ona duymak istediği şeyi söylemek yerine o andaki gerçeği aktarma pratiği yapın ve bunun için gerekirse net ve dürüst iletişim kurmanın yollarını öğrenin.

Ömür uzuyor tek eşlilik yıkılıyor.

30 – 40 yıllık bir yaşamda işe yarayan tek eşlilik 80 – 90 yıllık bir ömürde aynı şekilde işlemiyor ne yazık ki.

Şöyle bir etrafınıza baktığınızda aldatmanın ne kadar yaygın olduğunu ve artık haklılık zemininde tercih edilen bir eyleme dönüştüğünü görmek zor değil. Ve eğer ahlaki sorumluluk ağır basıyor ve aldatmıyorsa kişi bu sefer de ilişkinin içinde uyuşmayı ve uzaklaşmayı seçiyor ve bu uyuşukluğun kaçınılmaz sonucu olan ağır bir mutsuzluğun içinde bulunca kendini bu sefer de çektiği ızdırabın sorumluluğunu diğerine yüklüyor.

Elbette ilişkinin süresi değil önemli olan, ne kadar canlı olduğu bizi ilgilendiren.

Ve canlılık için iki kişinin de etiyle, kemiğiyle ilişki içinde mevcut olması gerekiyor.

Kendini olduğu haliyle açıkça göstermekten, yani kırılgan olmaktan korkmadan, yargısız ve dürüst bir iletişimin kurulabilmesi gerekiyor.

Ve son olarak kendini koruma ihtiyacı ile bağımlılık geliştirmek yerine, şefkat ve empatiyle beslenen bağ kurmanın keşfedilmesi gerekiyor.

Ben bunları yazıyorsam bu serüvenin içinde bizzat yer aldığım ve üzerine kafa patlattığım içindir. Daha fazla bildiğim için değil. Zira kanımca hala kimse mutlu ilişkinin formülünü bilmiyor.

Kaynak: How To Find The Sweet Spot Between Love & Desire – Esther Perrel

 

Bir cevap yazın