SAĞLIKLI VE MUTLU BIR İLİŞKİN OLSUN İSTER MİSİN?

 

“ Mutlu ve tatminkar bir ilişkinin anahtarı; kendinle ve partnerinle arandaki ilişkide duygusal sorumluluk alıyor olmak ve bu sorumluluğu üstlenirken koşulsuz bir sevecenlik ve sevgi doluluğa daima öncelik vermektir.”

Sağlıklı yakın ilişkinin ne demek olduğunu kırklı yaşlarımda keşfettim.

Gençlik yıllarımda ikili ilişkiye dair bildiğim şeyler mutlu bir ilişkinin nasıl bir şey olabileceğine ve bunu neyin sağlayacağına dair kendi uydurmacalarım  ya da o zamanki çoğunlukla kız arkadaşlarımla ve ara ara erkek arkadaşlarımla yaptığımız uzun gece sohbetlerinden kalan kavramsal yaklaşımlardı ki bunlar da sırtımızı fazlaca dayadığımız kibirli entellektüel kimliklerimizin ürünleriydi.

İlişkiler üzerine erken dönem çocukluk travmalarımızın bedensel sarmalinde savrulurken yakınlaşmak isteyen ama bunu nasıl yapacağına dair hiçbir fikri olmayan, elinde deneme- yanılmaya başvurmaktan başka çaresi kalmamış gençlerdik. Bu anlamda çok cesurduk ve dayanıklıydık; çünkü çok kırıldık, çok ağladık ve travmalarımıza onlarca yenisini ekledik ama yine de devam ettik. Yaşamı deli gibi seviyorduk ve fark yaratabileceğimize dair umudumuz, inancımız hiç sönmedi çünkü dostluk, samimiyet ve dayanışma ve merak vardı.

O zamanlar tartışarak ve ateşe yürüyerek keşfedeceğimi sandığım ve özlemiyle yanıp tutuştuğum sağlıklı bir ilişkinin sırrına kendi içsel çalışmamı yapmadan hiçbir zaman erişemeyeceğimi bilmiyordum. Yıllar süren öğrenme, şifalanma ve verdiğim düzinelerce bireysel danışmanlıklardan sonra artık sağlıklı bir ilişki nedir ve nasıl yaratılabilir anlıyorum.

Duygusal Sorumluluk Almak

Duygularının sorumluluğunu almayan kişinin elinde tek bir seçenek kalır; mutluluğun, huzurun, kendisine beslediği özsaygı ve öz-değerin niteliğinin sorumluluğunu partnerine yüklemek.

Oysa ki artık küçük bir çocuk değilsin; yani mutluluk, duygusal güvenlik ve öz değer başkalarının sana nasıl davrandığından çok, senin kendine olan tavrından doğar. Bu yüzden eğer kendini terk etmişsen; kendine sevgi ve değer göstermiyorsan -mutsuz, duygusal olarak güvensiz ve değersiz hissedeceksin ve bu hislerden dolayı partnerini suçlayacaksın.

On dokuz yıllık ilişkimde bu konu üzerinde durmaksızın çalıştığımdan emin olabilirsin ve hala aktif bir araştırma ve pratik içinde olmadan ilişkimin güvende ve desteklenmiş hissettiğim ve aynı zamanda tatmin olduğum bir birliktelik olabileceğine inanmıyorum. Yani peri masallarındaki gibi bir takım kahramanlıklardan sonra ya da mucizelerin ardından ‘they lived happily ever after” diye bildiğimiz şey biz insanların başına gelmiyor.  Yol uzun ve sevmek de bir eylemlilik hali.

İlişki başımıza gelen bir şey değil. Bizim yarattığımız, kurduğumuz, içinde dönüşüp, olgunlaştığımız canlı bir etkileşim, yasayan bir organizma. Ve bu yüzden tek taraflı bir çabayla yürümesi de mümkün değil. Eğer sen kendinde duygusal kopukluğu onaracağım diye uğraşırken, partnerin bedeninden bi’haber sadece zihninde yaşıyor ve kendi hislerini görmezden geliyorsa ve zaman içinde hissetmemek için geliştirdiği bağımlılıklar işe yaramayıp yoğun ve zorlayıcı duygusal deneyimlerden geçerken tek yaptığı diğerlerini suçlamak ve sorumlu tutmaksa o zaman çift olarak yardım almak en iyi çözüm olacaktır. Bunu tek başına onarmaya kalkışma sakın!

İlişkinin özü bedende yaşıyor. İki kişinin de kendi bedeniyle bağ içinde olması sağlıklı ve sevgi dolu bir ilişki için en önemli koşul.

Sevecenlik, Şefkat ve Empati

Insan hata yapar. Birbirimizin ayağına basarız ve bunu çok sık yaparız.

Ester Perrel modern dünyada aşkın zorluğunu açıkladığı bir yazısında; “Eşimizden, ancak koca bir köyün sunabileceği duygusal ve fiziki kaynakları sunmasını bekliyoruz; bize şefkat ve güven vermesini, bizi rahatlatmasını, aynı zamanda cinsel heyecan yaratmasını, finansal ortaklık içinde olmayı vb. beklerken daha da fenası bütün bu ihtiyaçlarımızı karşılaması için sadece partnerimize dayandığımızda eninde sonunda varlığımızın değerini de onun ellerine teslim ediyoruz.” diyor ve ekliyor; “Bu beklentiler ilişkiyi bitiriyor, çünkü birbirimize bu kadar yüklü bir hizmet vermemiz mümkün olmadığı gibi aynı zamanda birbiriyle çelişen şeyler bekliyoruz: stabilite, güvenlik, öngörülebilirlik yanında aynı zamanda gizem, macera ve risk de istiyoruz.

Beklentilerimiz gerçekçi değilken hatalar birikiyor da birikiyor. Birbirine karşı sevecenlik ve anlayışın yerini suçlama, beğenmeme, küçümseme ve sonunda ben daha iyisini hak ediyorum alırken ortalık toza dumana bürünmüş oluyor ve kimse ne kendini ne de diğerini göremiyor, duyamıyor ve elbette hissedemiyor.

Partnerimize karşı zorlayarak değil ama çabasızca sevecen ve şefkatli olabilmek ve empati kurabilmek için kendi ihtiyaçlarımızın ve beklentilerimizin farkında olmamız ve bir tek kişinin tüm ihtiyaçlarımızı karşılayabilmesinin mümkün olmadığını anlamamız gerekiyor.

Ve yine kendini terketmiş bir kişiden neye ihtiyacı olduğunu bilmesini beklemek ya da kendine karşı sevecen olamayan birinden bir başkası hata yaptığında ona kabul ve empatiyle yaklaşmasını beklemek mümkün değil. Elbette bazı yöntem ve teknikleri manipüle ederek bir süreliğine –mış gibi yapabilirsin, fakat eninde sonunda başladığın yerde hatta kim bilir belki biraz daha umutsuz bir yerde bulacaksın kendini.

O zaman kendine karşı, ihtiyaçlarına karşı sevecen olmakla başlayabilirsin. Bedensel ve duygusal ihtiyaçlarının ne olduğunu bilmek için kendinle zaman geçirmen gerek. Boş boş otur bazen, ya da salına salına yürü arada. Kendinle buluşmak için bir şey daha yapman gerekmiyor biraz daha az yapsan yeter!

Bir Cevap Yazın