DOLUNAY

Ay doldu yine karanlığı aydınlatacak ışığıyla bu gece.

Benim karanlığım dün akşamdan beri benimle. Dün gece üst üste film seyrettim bu sabaha hazırlık olsun diye çünkü biliyorum ki karanlığım ona bakmazsam acı, bakarsam bilgelik verecek.

Güneş büyütür, besler, güçlendirir.

Peki ya ay? Ay neyi büyütür? Karanlıkta ne olur?

Deneyimimin büyük kısmı karanlıkta iken bunu nasıl bilincime taşıyabilirim? Karanlığı aydınlığa nasıl dahil edebilirim? Şu aydınlanmış ne varsa bir zamanlar karanlıkta olanın manifestosu değil de nedir? Nasıl olur da karanlığımı aydınlığımdan ayırabileceğime kanmışım, ayırabileceğimi düşünmüşüm?

İşte bu yüzden hoş geldin dolunay!

Bana gerçek hissettiren ne varsa yakın olmak istiyorum. Hakiki hissedene yakınlaşmak için neleri toplamalıyım, neleri dahil etmeliyim ayılma sürecime?

Hayal kurmalar, metaforlar, imgeler ve kavrayış…

Karanlık bugün ayın ışığıyla aydınlanmışken benim ayılmama nasıl etki yapacak? Benim için önemli olanı hissetmeme nasıl etki edecek?

Hayal kuruyorum. Benden önceki zamanlarda yaşamış atalarımı düşlüyorum. Kadın atalarımı… Kendi gerçekliğimi onların hikayesine örüyorum ve bana yol göstermelerini istiyorum onlardan ve susuyorum sonra. Duyabilmek için susuyorum ve bekliyorum. En zoru olsa da beklemek, bekliyorum…

Adları silinmiş sayısız kadına, şu anda ihtiyaç duyduğum bilgeliklerini bana aktarma yolları kapatılmış onca kadına hayal gücümle ulaşmamı kim engelleyebilir ki? Ve susuyorum.

Uyanmak hamile olmak gibi. Bir şey içinizde büyüyor çok derinlerde… Ne olduğunu henüz bilmiyorsunuz. Elinizden gelen tek bir şey var: onu korumak. Beklemek ve varlık kazanacak olan neyse hissetmek, ta ki kollarınızın arasına alabileceğiniz güne kadar.

Bilincim karanlığımın yanında çok küçük biliyorum. Karanlıktan kurtulan ve ışığa kavuşan her bir parçayı yaşamımda içgörü kazanmak, hayatı ve dünyayı nasıl gördüğüm ve bu görüşle nasıl bir eylem içinde olduğuma dair bir netlik ve kararlılık olarak deneyimliyorum. Bu çok güzel, güçlendirici, yüreklendirici ve çok iyi hissettiriyor.

Peki ya bugün dolunayda ne oluyor? Bu güzel, yüreklendirici ve iyi hissettiren aydınlanma deneyiminden çok uzaktayım, bambaşka bir deneyim içindeyim. Peki şimdi ne oluyor?

Öğreniyorum.

Dipsiz deniz. Yüzeyden indikçe dibe, karanlık yoğunlaşır git gide… Daha az görüyorum ama daha çok hissediyorum, attığım her bir kulaçla dibe doğru. Rahatsız ve ürkütücü hisler bunlar. Bu hislerin içinde rahatlamayı öğreniyorum şimdi. Gizemli ve dipsiz bir okyanusta dinginliği öğreniyorum. Bunun güzelliğine açıyorum kendimi ve yaşamın bilinmezliğine aşık olabilme ihtimaline izin veriyorum .

Bu kocaman karanlığa evet demek yaşamımda kalbimin kırılmasına izin vermek demekmiş onu anlıyorum.. Bu dünyanın kalbimi kıracağını görüyorum. Ve biliyorum ki kalbim açık kaldığında kırılabilir ancak. Kalbimi kapadığımda ise risk yok, ama, o zaman bağ kuramıyorum, hissedemiyorum aydınlığı da karanlığı da. Yaşamıyormuş gibiyim böyle olduğunda: var mıyım yok muyum belli değil. Bu daha zor, bu çok daha zor. Ve o zaman bir kere daha karar veriyorum kalbimi açmaya ve yine yeniden adıyorum kendimi ne olursa olsun açık kalple yaşamaya.

Ve soruyorum sonra: Evet sırada ne var?

Ilk nefesimden son nefesime kadar bu karanlık var olacak, ben onun içinde rahatladıkça açılmaya devam edecek en görünmez ama hissedilir olan.

Bilincim ancak karanlığımla birlikte güçlenip büyüyecek.

Yeraltı sularını gözümün önüne getiriyorum. Toprağın derinliklerinde, karanlıkta akan suyu hayal ediyorum. Dağlarda yürürken kayaların arasından fışkıran sudan içtiğim anları hatırlıyorum sonra. Yüzüme çarptıkça suyu avuç avuç ve içtikçe kan kana buz gibi, canlandırıcı ve ferahlatan hissini yeniden yaşıyorum. Karanlığımı da böyle tanımlamayı seviyorum ben: Güneşten kurumuş dudaklarımı serinleten, sertleşmiş boğazımı yumuşatan, sıcaktan uyuşmuş bedenime canlılık ve eylem gücü veren yeraltı suyu gibi.

Dolunayda kendime bol zaman tanırım. Kendime çekilirim yani. Yavaşlar, sessizleşir, kimsesizleşirim. Hafif şeyler yerim, bol su içerim. Düşüncelerimin yavaşlamasına ve müdahaleci güçlerinin zayıflamasına yardım edecek pratikler yaparım. Dinlemek için susmam gerek. Hem konuşup hem dinleyemem çünkü.

Aldığım nefesin bedenime girişine, çıkardığı sese, olan hisse ilgimi yöneltirim. Gözlerim ne görüyorsa, ben de bakarım ilgiyle ne olduklarına. Boş bir koltuk, sarı duvarlar, balkon, gökyüzü, deniz… Anlamla karşılaşırım. Her bir objenin bir adı, her bir adın anlam(lar)ı olduğuna ayar sürüklenmeden bununla bırakırım, gitmesine izin veririm. Sorular sorarım, cevap aramadan sadece sorular:

Ne yapıyorum? Neye önem veriyorum? Hakiki olduğunu hissettiğim ne var?

Yine John O’Donohue ile bu yazı bitsin ve bir dolunay yolculuğu daha başlasın o zaman:

Kalbin ritmi telaşa düştüğünde,

Zaman gücü ele geçirir ta ki kırılana kadar;

Ardından başıboş kalmış gerginliklerin tümü

Sonu olmayan, ağırlığı artan bir yük gibi zihne düşmeye başlar.

Zihindeki ışık soluklaşır.

Öncesinde doğal karşılayabildiğin şeyler

Şimdi iradeyle emek harcadığın faaliyetler olmuştur.

Bezginlik ruhunu işgal eder.

Yer çekimi senin içine sızmaya başlar

Her bir kemiği aşağıya çekerek.

Hiçbir zaman değer vermediğin gelgitler sona erdi.

Ve sen tekinsiz topraklarda mahsur kaldın.

İçinde bir şey kapandı;

Ve kendini yaşama  geri dönmeye zorlayamazsın.

Boş zamana girmek için itildin.

Sana güç veren arzu seni terketti.

Şimdi dinlenmekten,

Ve sabırla kendini ağırlamayı öğrenmekten başka yapacak hiçbir şey yok

Günler birbiriyle yarışırken sen ıssızlaştın.

Önce düşüncelerin kararacak

Uyuşturan bir hava akımı gibi hüzün kaplayacak her yeri.

Dökülmemiş göz yaşlarının seli korkutacak seni.

Göstermelik topraklarda çok hızlı seyahat ettin;

Şimdi ruhun seni geri götürmek için geldi.

Hislerine sığın, içinden aceleyle geçtiğin

Tüm o küçük mucizelere aç kendini.

Yağmurun yağışını yavaş ve özgürce

Düşerken damlalar seyretmeye istekli ol.

Seher vaktinin alışkanlığını taklit et,

Günün ışıltısını besleyen

Renk pınarının açılması için zaman tanı.

Taşın sessizliğine yakın dur

Sükuneti sana sahip çıkana kadar.

Kendine karşı aşırıya kaçacak kadar nazik ol.

Ruhu güceniklerden uzak dur.

Dünyadaki zamanların tümüne sahip olduğunu hisseden

Rahatlık içindekilerin etrafında aylaklık etmeyi öğren.

Yavaş yavaş kendine döneceksin,

Kalbin için yeni bir saygıyı

Ve yavaş zamanların derinlerinde yaşayan mutluluğu edinmiş olarak.

 

Bir Cevap Yazın